Pusula TVMithat Bereket Mithat Bereket
 
Mithat Bereket
mithatb@pusula.tv
SMS : MB *


AMERİKAN KONGRESİ’NE DİKKAT !...

“Türk hükümetinin, laiklik çizgisinden uzaklaşmasından ötürü kaygı duymalıyız. Gelecek yıl (2011) yapılacak seçimler,Türkiye’deki laiklerin güçlerini göstermeleri açısından önemli bir fırsat sunmaktadır... Bizler, Türkiye’yle güçlü ilişkilere sahip olma isteğimizin, şu andaki iktidar partisine destek sağlamak için kullanılmasına izin veremeyiz. Hele şu anda Türkiye’deki muhalefet partilerinin marjinalize edilmek gibi bir tehlikeyle karşı karşıya olduklarını belirten bulgular açıkça görünürken böyle bir şeye kesinlikle izin veremeyiz.

Laik muhalefet partileri, son yıllarda Ankara’daki Amerikan Büyükelçisi’nden iktidar partisine oranla daha az ilgi gördüklerinden şikâyet etmektedirler. Şu ana kadar sergilediği sicili nedeniyle de Büyükelçi Ricciardone döneminde bu durumun aynı kalacağından kaygı duymaktayım. Bu nedenle, Dışişleri Bakanlığı’ndan tarafıma Türkiye’de muhalefette olan siyasi gruplarla da ilişki kurulması konusundaki çalışmalarla ilgili bilgi verilmesini ve bu grupların Büyükelçi Ricciardone döneminde, Büyükelçi’den ve Büyükelçilik’ten eşit düzeyde kabul göreceklerine dair güvence sunulmasını talep ediyorum.”

Bu satırlar, bir Amerikan Senatörünün, Amerikan Dışişleri Bakanı’an yazdığı bir mektubun en canalıcı bölümleri...

Cumhuriyetçi Parti’nin Kansas Senatörü Sam Brownback, Amerika Birleşik Devletleri’nin Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’a yazdığı 16 Ağustos 2010 tarihli mektubunda işte bunlara dikkat çekti. Senatör Brownback, bununla da kalmadı, Cumhuriyetçi Parti’nin diğer senatörlerinden de destek alarak, yasaların kendisine verdiği yetkiyi kullandı ve Barack Obama yönetimi tarafından ABD’nin yeni Ankara Büyükelçisi olarak tercih edilen Francis Joseph Ricciardone’nin atanmasının Senato genel kurulunda yapılacak olan oylanmasını durdurdu.

Kısacası, Amerikan Dışişleri Bakanlığı’ndan, yeni Büyükelçi’nin Türkiye’deki laik muhalefet partileriyle en az iktidar partisi kadar ilgileneceğinin taahüdünü almadan Büyükelçinin atanmasının askıya alınmasını sağladı...

Aslında, Büyükelçi Ricciardone, Türkiye’yi ve Ortadoğu’yu yakından tanıyan tecrübeli ve kıdemli bir diplomat. Türkiye’de son olarak 1995 ve 1999 yılları arasında maslahatgüzarlık yapan Ricciardone toplam üç kez Türkiye’de görev yaptı ve iyi derecede Türkçe konuşuyor. Bu açılardan bir sorun yok. Ama, senatör Brownback’e göre asıl sorun Riccardione’nin görev yaptığı ülkeye çok fala uyum göstermesiyle ilgili.

Senatör Brownback mektubunda, Ricciardone’nin son görevi olan ve 2005 ile 2008 yılları arasında yaptığı Kahire Büyükelçiliği sırasında, Mısır’da insan hakları, sivil toplum örgütleri ve demokrasinin güçlendirilmesi gibi konulara ilgi göstermeyip, Hüsnü Mübarek yönetiminin argümanlarını benimsediğini; iktidarı çok fazlaca övdüğüne dikkat çekiyor. Hatta bir keresinde Mısır devlet televizyonuna çıkan Riccardione, “Mısır’da da aynı Amerika’da olduğu gibi ifade özgürlüğü vardır” demiş...

Görünen o ki, Büyükelçi Ricciardone’nin Mısır’daki tutumu, Senatör Brownback’in Büyükelçi’nin Türkiye’de de İktidar partisine gereğinden fazla destek verebileceği konusunda kaygılanmasına yol açmış. Başkan Bush zamanında ön plana çıkan Neo-conlar’dan olmayan; normal bir Cumhuriyetçi Senatör olarak tanınan Senatör Brownback, mektubunun sondan bir önceki paragrafında, Türkiye’nin İsrail’den uzaklaşarak İran’la yakınlaşma eğiliminin doğuracağı olumsuz sonuçlarına da dikkat çekmeyi ihmal etmemiş.

Bu durumda, Ricciardone’nin durumu Amerikan Senato’sunda Eylül ayında yeniden görüşülecek. Senatodan Büyükelçi’nin atanmasına onay çıkarsa bu defa yeni Amerika Büyükelçisi Türkiye’ye adeta “şerh konulmuş” bir Büyükelçi olarak gelecek. Laik muhalefetle daha yakın ilişkiler kurmaya özen göstermek zorunda kalacak... Riccardione, AKP’lilerle ya da bir bakanla mı görüştü; aynı şekilde CHP veya MHP ile de görüşmek zorunda kalacak..

YÖNETİM VE KONGRE FARKI

Amerikan Başkanı Barack Obama ve Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ndeki İran oylaması ve Mavi Marmara olayı yüzünden Erdoğan hükümetine ne kadar kızarlarsa kızsınlar, Irak ve Afganistan gibi nedenlerden dolayı Türkiye ile iyi geçinmek zorunda olduklarının bilincindeler. Zor bir durumda kalmamak için “bundan böyle ilişkilerimizi ‘case by case’; yani, her olayı, her konuyu ayrı ayrı ele alarak ilerleyelim”, diyorlar. Aslında bu “diplomatik bir manevra”... Yani, İran ya da İsrail konularında Türkiye’nin izlediği dış politikayla ayrı düşebilirler; ancak, Afganistan ya da Irak gibi konularda ortak hareket edebilirler..

Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Feridun Sinirlioğlu ve iki yardımcısının Amerika ziyaretlerini de aynı bağlamda görmek gerekiyor. Amaç, Amerikan yönetimine iki ülkeyi ilgilendiren tüm konularda Ankara’nın pozisyonunu etraflıca anlatmak, pürüz yaratan konularda da mümkün olduğu kadar ortak bir zemin bulmak ve görüşleri birbirine yakınlaştırmak... Bu mantıklı ve mümkün görünüyor. Obama yönetimi de Erdoğan Hükümeti de bunu yapmaya muktedir.

Ama, Senatör Brown’un mektubundan artık iyice belli oluyor ki, Türk-Amerikan ilişkilerinde Amerikan tarafında asıl sorun yönetimden değil, Kongre’den çıkıyor. Yani, hem Senato’da hem de Temsilciler Meclisi’ndeki hava hızlı bir şekilde Türkiye aleyhine dönüyor..

Öyle anlaşılıyor ki, Türkiye’nin Kongre’deki inandırıcılığı ya da güvenilirliği bir hayli azalmış durumda. Bu, Türkiye ile ilgili (Ermeni Tasarısı, Silah satımı, v.s.) bir karar alma noktasına gelindiğinde, ciddi sorunlar yaratabilir...


(25/8/2010)



GÖRÜŞLERİNİZ
 
Bu yazı için henuz görüş yok.
İlk yorumu yapmak için için lütfen aşağıdaki "görüş yaz"'a tıklayınız.



 




Arama Motoru

 
Önerileriniz | Yasal uyarilar | Künye