Pusula TVMithat Bereket Mithat Bereket
 
Pusula TV

Karalamalarla, iftiralarla, çarpıtmalarla, yanlış yönlendirmelerle ve tarihi saptırmalarla, Türkiye’yi, hemen her alanda zor durumda bırakan ve güçsüzleştirmeye çalışan lobilere karşı, Türkiye’den ve yurt dışından lobicilik yaparak savaşanların hikayesi, lobiciliğin çıkış noktası ve başarılı çalışmalarıyla örnek alınması gereken Yahudi lobisi Pusula’da... 

Mithat Bereket: Cumhuriyet Gazetesi’nin bombalanması; Danıştay üyelerine karşı yapılan silahlı saldırı ve bir yargıcın öldürülmesi; ve nihayet Fransa’da parlamentoya kadar gelip ertelenen sözde Ermeni soykırımıyla ilgili yasa.. Son günlerde sanki hem içte hem dışta, Türkiye’ye; cumhuriyete ve laikliğe karşı olan kim varsa harekete geçmiş gibi... Tabii durum böyle olunca, her yıl 19 mMayıs’ta, New York’ta yapılan Türk Günü yürüyüşü, bütün bunlara karşı tepkinin ortaya çıktığı bir gösteri haline geldi. Aslında, Amerika’daki Türklerin, Türkiye’yi tanıtmak amacıyla düzenledikleri bu önemli faaliyet, modern Türkiye’yi hem içte hem dışta en çok tanıtmamız gereken bir zamana denk düşmüştü. İşte, biz de bu defa Pusula’da Türkiye’nin başına yıllardır bela olan tanıtım ve lobicilik sorunlarını inceleyeceğiz. Bu konularda son derece başarılı olan musevi lobisinin nasıl çalıştığını araştırıp , Ermeni ya da Rum lobilerine karşı neden etkili olamadığımızı anlamaya çalışacağız. Şimdi hazır olun Pusulamız dönmeye başlıyor.
Lobi: Bir ülkedeki siyasi karar mekanizmalarını ve karar alıcı konumundakileri, belirli bir amaç için etkilemek; bunların alacakları kararları yönlendirmek ya da belirli bir şekilde davranmalarını sağlamak amacıyla bir araya gelmiş, ortak amaç ve kaygılara sahip insanlardan oluşan baskı ya da çıkar grubu.
Lobicilik: Bir ülkedeki lobilerin, o ülkedeki karar alıcıların fikirlerini ya da davranışlarını etkilemek ve değiştirmek için yaptıkları faaliyetler...

Mithat Bereket: Ermeni lobisi; Rum lobisi; Yahudi lobisi ve tabii Türk lobisi.. Lobi ya da lobicilik...sık sık karşımıza çıkan bu kelimeleri son günlerde sanki daha çok duymaya başladık. Fransız parlamentosuna gelip ertelenen, Ermeni soykırımını inkar edenlere hapis cezasını öngören tasarı ya da Amerikan Temsilciler Meclisi’nde her yıl gündeme gelen sözde soykırım yasası veya Pontus Rumlarına yapıldığı iddia edilen soykırımla ilgili gösteriler.. Sürekli olarak bir lobi lafıdır gidiyor ve sanki gerçek ne olursa olsun ; ya da biz ne yaparsak yapalım Ermeni ve Rum lobileri sürekli olarak; bıkıp usanmadan Türkiye aleyhine çalışmalarına devam ediyor,gibi.. İşte, burada neler olup bittiğini anlayabilmek için herşeyden önce, lobiciliğin ne olduğuna ve Avrupa’da ve Amerika’daki lobi faaliyetlerine biraz daha yakından bakmak gerekiyor.

Sigara.. Evet, yanlış duymadınız... Lobicilik, bir Amerikan başkanının sigara alışkanlığı yüzünden başladı. 1800’lü yılların sonunda Amerika’nın başkanı olan Ulysess Grant, sigaraya düşkünlüğüyle tanınırdı. Ancak, başkan’ın eşi, first lady Grant, Beyaz Saray’da sigara içilmesini yasaklamıştı. Durum böyle olunca Başkan Grant çareyi, yakınlardaki bir otelin lobisine gitmekte bulmuştu. Gün içinde birkaç kez otel lobisine giden başkanının sigara molaları kısa sürede işbitirici bir grubu da otel lobisine çekti. İstedikleri kararları başkana kabul ettirmeye çalışan tüccarlar, siyasetçiler ya da çıkar grubu üyeleri Başkan Grant’ın en rahat ve en keyifli dakikalarını yakalamak ve onu etkilemek için otelin lobisini adeta mesken tutmuşlardı. İşte bu otel lobisindeki buluşmalardan sonra, o zamana kadar bir isim bulunamayan bu tip kulis faaliyetlerine “lobicilik” denmeye başlandı.

Zaman içinde bu lobi faaliyetleri büyüdü ve Amerika büyük rüşvetlerin verildiği, parası olanın istediği yasayı geçirdiği bir ülke haline geldi. Bu faaliyetler otel lobisinden çıkıp Amerikan Kongresi’ne kadar geldi. Ünlü lobiciler, senatodan ya da kongreden istedikleri kararları geçirebilmek için hiçbir masraftan kaçınmıyorlardı. Öyle ki, 1800’lerde lobiciliğin kralı olarak tanınan Sam Ward’a göre, şarap, puro ve pahalı yemekler olmadan bir kanunun geçmesi imkansızdı. 1900’lerin başında iş o kadar çığrından çıktı ki lobicilerin adı Amerika’da artık yüklü rüşvet ve skandallarla anılmaya başlandı. Bunun üzerine lobicilik faaliyetlerini sınırılamak için ardı ardına kanunlar çıkarıldı. 1950’lerin başına gelindiğinde, lobicilik artık bakanlığa kayıtlı olan ve faaliyet sınırları kanunlarla çizilmiş, düzenli rapor veren bir meslek grubu haline gelmişti..
Günümüzde, lobicilik artık Amerikan demokrasisinin vazgeçilmez unsurlarından biri durumunda. Sadece başkent Washington’da 120 binden fazla lobici ve 8000’in üzerinde lobi şirketi var. Müşterilerinin çıkarı için lobicilik yapan bu şirketlerin yıllık kazancı 5 milyar doları buluyor. Profesyonel bir lobicinin 1 saatlik ücretiyse ortalama 600 dolar civarında. Bu lobiciler, Amerika’da senato ve başkanlık seçimlerini etkileyecek kadar güçlüler. Kısacası, lobicilik Amerika’da kendi başına bir sektör halşine gelmiş durumda. Bu sistemde, parayı veren amacına ulaşabiliyor. Yani, siyaset adeta para üzerine kurulu. Çıkar grupları da amaçlarına ulaşabilmek için yüksek bedeller ödemekten çekinmiyorlar. Bu profesyonel lobicilerin çoğu ya avukat ya da eski senatörlerden oluşuyor. Bu profesyonel lobicilerin en büyük silahıysa, kanunları en ince ayrıntısına kadar bilmeleri ve aktif senato üyeleriyle, bürokrat ve politikacılarla yakın ilişki içinde olmaları. İşte bunlardan biri de 6 yıldır Washington’da Türkiye adına lobicilik yapan Cumhuriyetçi Parti’nin eski Luisiana Senatörü Robert Livingston:

Livingston: Aslında lobici, bir savunma avukatından başka birşey değildir. Ben de bir avukatım ama avukatlık yapmıyorum, eskiden bir dönem ceza avukatıydım, bir dönem serbest avukatlık yaptım, daha sonra da 22 yıl boyunca kongre üyesiydim. Ceza avukatıyken federe devleti temsil ettim, serbest avukatlık yaparken müvekkillerimi savundum, kongredeyse seçmenlerimi temsil ettim. İşte şimdiyse lobicilik yapıyorum ve hala bir savunma avukatıyım. Müşterimin bir şirket, bir grup ya da bir ülke olması hiç farketmez, benim işim onları savunmak, avukatlığını yapmak. Düşünürseniz, şayet mahkemeyle bir işiniz varsa bir avukat tutarsınız, çünkü mevzuatı bilenler onlardır. Aynı şekilde, eğer Amerikan kongresinde bir kanunun kabul edilmesini istiyorsanız ya da bir valiye gidip derdinizi anlatacaksanız, bu işleri bilen bir lobici tutmanız gerekir. Amerika’da oyunu kurallarına göre oynamak için bu şart.

Amerika’nin en etkili Yahudi lobi kuruluşlu olan “Amerikan Yahudi Komitesi”nde, stratejik lobi çalişmalari yapan ve Türkiye’yi yakından tanıyan Barry Jacobs’sa lobicilerin iki temel görevi olduğuna dikkat çekiyor:

Livingston: bizim işimiz iki bölümden oluşuyor. Birincisi, kongre üyeleri o kadar meşguller ki, onların bizim sorunlarımıza kulak vermeleri için dikkatlerini çekmemiz gerekiyor. Buna Türkiye’den bir örnek verebiliriz. Örneğin, Türkiye hakkında karar veren senatörlerin çoğu ya Türkiye’ye gitmemiştir ya da Türkiye’yi tanımaz. Çeşitli lobilerden ya da çevrelerindeki danışmanlardan gelen bilgilerle karar verirler. Dolayısıyla burada yapılması gereken, senatörlerin bizim için önemli olan konulara eğilmelerini sağlamak; bu konulara dikkat çekmektir. İkinci işimizse, bu karar alıcılara ele alınan tasarıyla ilgili bilgi sağlamaktır. Örneğin, bir yasa tasarısına karşıysak, önce iyi bir araştırma yaparak bu yasaya neden karşı olduğumuzu belgelerle anlatıyoruz. Ve o kongre üyesinin tasarıyı geri çekmesini ya da reddetmesini sağlıyoruz. Ancak, bunu yapmak için de dosyamızın oldukça sağlam olması ve doğru nedenler öne sürmemiz gerekiyor.

Avrupa’ya gelince durum daha farklı… profesyonel lobiciliğin Avrupa’da yayginlaşmasi çok daha sonraya; 1980’lere dayanıyor. Avrupa Birliği’nin güçlenmesiyle, ortak bütçeden pay almak isteyen farklı çıkar grupları, lobi faaliyetlerine ağırlık verdiler. Avrupa Parlamentosu’nu ya da komisyonu hedef alan bu lobi faaliyetleri, birliğin genişlemesi ve fonların azalmasıyla birlikte sıkı bir rekabetin yaşandığı bir yarışa döndü. 1990’lara gelindiğinde Avrupa Parlamentosu’nun koridorlari pek çok ülkenin ve çıkar grubunun lobiciliğini yapan profesyonellerle doluydu. Bundan sonra da Brüksel’de birbiri ardına yeni lobi şirketleri kurulmaya başlandı. Bugün gelinen noktadaysa artık Avrupa Birliği’nde iyi olan değil, lobisini en iyi yapan kazanıyor.

Mithat Bereket: Gerçekten de uluslararası arenada kazanan, en iyi ya da en haklı olan değil; kendi lobisini en iyi yapan oluyor. “Peki acaba, Türkiye lobicilik açısından ne durumda? Daha doğrusu, biz bu lobicilik işini neden bir türlü beceremiyoruz”, diye baktığınızdaysa karşınıza yurt dışında yaşayan Türklerin durumundan, parasal sıkıntılara kadar geniş bir liste çıkıyor. İşte, Avrupa ve Amerika’daki Türk lobisinin durumu..

Bugün, yurt dışında yaşayan Türklerin sayısı yaklaşık 5 milyonu buluyor. Bunların yaklaşık 3 milyonu sadece Almanya’da yaşıyor. Avrupa’nın geri kalanında bir buçuk milyon; Amerika’daysa yaklaşık 400 bin Türk bulunuyor. Avrupa ya da Amerika farketmiyor...şayet, bir ülkede lobinizin etkili olmasını istiyorsanız, o ülkenin parlamentosunda güçlü olmanız gerekiyor. Bunun da iki yolu var. Ya parlamentodaki Türk milletvekillerinin sayısı fazla olacak ya da alınan kararları etkileyebilecek kadar güçlü ve etkin işadamlarınız bulunacak… Türkler, bu konuda en etkili oldukları almanya’da bile son seçimlerde parlamentoya sadece 5 milletvekili sokabildiler. Avrupa’nın diğer ülkelerindeyse Türk lobileri oldukça zayıf durumda. Fransa’da oldukça etkin olan Ermeni lobisi ve Kuzey Avrupa ülkelerindeki Kürt lobileri, buralarda Türkiye aleyhine yasaların çıkmasını sağlıyorlar. Amerika’daki diğer azınlıklara göre oldukça az sayıda bulunan Türklerin durumuysa Türk lobisinin bu ülkedeki gücünü belirliyor. 300 milyonluk Amerika’da yaşayan 400 bin Türk’ün arasından Amerikan vatandaşı olanların sayısı 100 bini geçmiyor. Türklerin oluşturduğu en önemli iki kardeş örgüt, “Türk-Amerikan Dernekleri Asamblesi” ve “Türk Amerikan Dernekleri Federasyonu”, Amerika’da Türkiye’nin sesini duyurmak için ellerinden geleni yapıyor. Ama, bunların hem sayıca güçleri az hem de parasal anlamda yeterli kaynakları yok. Merkezi Washington’da bulunan Türk-Amerikan Dernekleri Asamblesi başkanı Vural Cengiz de işte bu noktaya dikkat çekiyor.

Cengiz: Şimdi bizim zaten mavi yaka dediğimiz çalışan kesim Amerika’ya yeni gelmeye başladı. Eskiden beri burada güçlü olan kesim Türkler; genellikle doktorlar ve mühendisler. Ancak doktor ve mühendislerin gücü de takdir edersiniz maddi gücü belli bir düzeyde. En büyük sosyal Bağışı yapan insan bir Ermeni. Bizim öyle bir gücümüz yok.

Livingston: Amerika’daki Ermeni diasporası, Türk diasporasından çok daha geniş, burada çok fazla sayida Ermeni yaşiyor. Bahse girerim burada Ermenistan’dakinden fazla Ermeni vardir. Ayrica çok da güçlü dernekleri var, Amerikan Ermeni Asamblesi bunlardan biri ve oldukça aktif faaliyet gösteriyor. Her hafta kiliselerde biraraya geliyorlar ve çocuklarini holocost kamplarina yolluyorlar. Michigan, Kaliforniya, New Jersey gibi pek çok eyalette politikayla yakından ilgileniyorlar. Tabii bir de maddi olarak güçlü bir toplum, çok sıkışı çalıyorlar, ve aynı zamanda da 100 yıl öncesinden gelen bu öç alma duygusunu içlerinde beslemeye devam ediyorlar. Birlik ve beraberliklerini adeta bu duygu sayesinde sağlıyorlar. Kongredeki üyelerine kendilerini desteklemeleri konusunda baskı yapıyorlar. Üyelerin bir kısmı da sonuçta onları destekliyor. Öte yandan Türkler bu konuyla pek fazla ilgilenmek istemiyorlar. Kongreye baskı yapma ihtiyacı duymuyorlar, aslında zaten sayıca da Ermeniler kadar fazla değiller. Yani seslerinin duyulma şansı Ermenilerden daha az.

Amerika’daki Türklerin güçlü bir lobiye sahip olamamasının bir diğer nedeniyse parasal sıkıntılar.. Amerika’da seçim kampanyaları parayla dönüyor. Bu ülkede seçimleri, para kazanıyor. Seçimlere giren bir aday kampanyasını yürütebilmek için seçmenlerinden para toplamak zorunda. Bu yüzden de adaylar, belirli bir yere gitmek için para istiyorlar. Bu para verildiğinde oraya gidip boy gösteriyorlar... Parayı verenlerse, o adayın seçilmesi durumunda kendisinden yardım isteyecek duruma geliyorlar. Bunun belki de en çarpıcı örneği, 2004’te Hillary Clinton’un senato seçimleri kampanyasında yaşandı. Upstate New York eyaletinde, Rochester kentinde yaşayan yaklaşık 4 bin Türk, Hillary Clinton’u Rochester’daki Türk evine getirmek istediler. Bayan Clinton bunun için ikiyüzbin dolar istedi. Rochester’daki Türklerin aralarında topladıkları para yetmeyince, Türk hükümetinden yardım istendi. Ancak, hükümetin böyle bir ödeneği yoktu. O yüzden, Hillary Clinton’a gereken ödeme yapılamadı ve o da Türk Evi’ne gelmedi. Böylece Amerikada’ki Türk lobisi, Hillary Clinton üzerinden senatoda etkili olabilme şansını kaybetti. Bayan Clinton’da Rochester’da istediği parayı veren İspanyol asıllı Amerikalıların kilisesinde konuştu. Amerika’daki Türklerin aksine sayıca oldukça fazla; zengin ve güçlü olan Ermeniler, hem medyayı hem de siyasi kararları etkileyebiliyorlar. Sıradan bir Amerikan vatandaşının, dünyanın diğer ucunda bulunan Türkiye’yle ilgili fikir sahibi olmasının tek yolu günlük hayatta; gazete ve televizyonlarda karşısına çıkacak haberler,resimler ve görüntüler.... İşte, Ermeni lobisi de bunları doğrudan etkileme gücüne sahip. Bu yüzden, Türkiye hakkında yanlış ve yanlı bilgiler vermek ya da Türkleri karalamak oldukça kolay oluyor.

Cengiz: bu tabi bizim her sene olan bir problemimiz. En önemli nedeni de bunun diaspora Ermenilerinin çok güçlü olması. Yani bugün eğer Amerikan dış politikaları İsrail yanlısı olarak gidiyorsa bu, Yahudi lobisinin güçlü olmasından, eğer bugün Ermeni soykırım yasa tasarısı tamamıyle kaldırılmıyorsa diaspora Ermenilerinin güçlü olması. Hem sayıları bizim bizim 3 katımız, hem de parasal güçleri bizim 103 katımız. O nedenle bunu tamamen yok edemiyoruz. Ama bu konuda yapilabilecek şeyler de var. Yani bir tarla düşünün bu her sene ekiliyor. Biz oraya belli bir tohum atıyoruz, gübre atıyoruz ve bu Türk lobisi denen şeyi yeşertiyoruz. Eğer daha fazla tohum atacak, daha fazla gübre verecek gücümüz olursa elde edeceğimiz ekin o derece güçlü olur. Fakat oldukça yalnız durumdayız ve yalnızca kendi gücümüzle bunu götürmeye çalışıyoruz şu anda.

Livingston: ... Diğer parlamenter sistemlerden farklı olarak, Amerika’da cüzdanın kontrolü kongrededir. Amerikan Kongresi, hazinenin ve federal kanunlar çerçevesinde yapılan harcamaların kontrolünü elinde tutar. Kongredeki bu 535 üye, sadece vergilerin nereye harcanacağına karar vermekle kalmaz, aynı zamanda federal yasaların ve dış politikanın şekillenmesinde büyük rol oynar. Bu yüzden Türkiye gibi bir ülkenin kongre üzerindeki gücünü artırması çok önemli. Bunu da kongreye ulaşabilecek bir lobici tutarak yapabilir, bu şekilde Türkiye’nin Kongre’de, Temsilciler Meclisi’nde ve Senato’da hem Demokrat hem de Cumhuriyetçi Parti’den pek çok üyeye ulaşma şansı olur.

Türk-Amerikan Dernekleri Federasyonu’nun bir önceki dönem başkanlığını yapmış ve halen AKP İstanbul Milletvekili olan Egemen Bağış, Amerika’daki lobi şirketlerinin özelliklerini ve yaptıkları işi bakın nasıl anlatıyor:

Bağış: Bu firmalarin genelde sahipleri, yöneticileri, temsilcileri eskiden siyasette bulunmuş, saygınlığı olan, Kongre’de, Senato’da iyi dostları olan, çevresi olan insanlar. Onlar normal bir insandan daha rahat senatörlere ulaşıp birtakım fikirleri kendilerine anlatabilecek potansiyele sahip kişiler. Yani bir Ermeni soykırımı tasarısı geldiğinde “hey Joe o öyle değil, bakın bunun böyle bir şeyi var, sana şu kitabı tavsiye ederim, sana şu kitabı versem bir göz atar mısın, soykırımla igili iddiaların farklı bakıldığını gösteren başka bilimsel çalışmalar da var” diyebilecek yakın ilişkileri olan kişiler. Bunlar da belirli bir ücret karşılığı bu ilişkilerini bu konularda değerlendiriyorlar.

Mithat Bereket: Türkiye’de erkekler dört kadınla evlenebilir mi? Anadolu’da kaç tane çöl var? Türkler Ermenileri katletti mi? Ya da Türkiye’de seyahat etmek güvenli mi?.. Yurtdışına giden her Türk mutlaka bu sorularla karşılaşmıştır. Aslında, Türkiye hakkında doğru ve etkili bilgi alamayan insanların; hele hele Türkiye’ye de hiç gitmedilerse, böyle sorular sormalarını yadırgamamak lazım. Önemli olan bizim kendimizi doğru şekilde tanıtabilmemiz.

Şayet, Avrupa veya Amerika’da yaşayan sıradan bir vatandaşsanız ve Türkiye’ye karşi özel bir ilginiz yoksa Türkiye ya da Türklerle ilgili bilgi almanızın birkaç yolu var. Öğrencilik yıllarında okunan tarih kitapları, gazeteler ve televizyonlarda gördüğünüz resimler; görüntüler ve filmler…ve tabii, Türkiye hakkında size bilgi veren insanlar…şayet, daha çocukluğunuzdan itibaren tarih kitaplarında Türklerin barbar olduklarını, önlerine geleni kesip biçtiklerini okuduysanız, gazetelerde gördüğünüz Türk kadınlarının çoğu çarşaflıysa ve televizyonda Türkiye’yle ilgili izlediğiniz filmler işkence sahneleriyle doluysa ve tüm bunlara karşın etrafınızda size ülkesini anlatacak yeterince Türk arkadaşınız da yoksa Türkiye ve Türkler hakkındakı düşüncelerinizin olumlu olması pek beklenemez. İşte Türkiye aleyhine gelişen bu olumsuz düşüncelerin düzeltilmesi için yapılan en önemli aktivitelerden biri her yıl 19 Mayıs’ta New York’da yapılan Türk günü yürüyüşü…

Bağış: Türk günü yürüyüşü 25 yıl evvel biliyorsunuz Ermeni terörünü telin yürüyüşü olarak başlamış, 2. sene uluslararası terörü telin yürüyüşü olarak yapılmış ve 3. seneden itibaren coşkuyla kutlanan bir yürüyüş haline getirilmiş, 10.yılında rahmetli Özal’ın tavsiyeleri ve desteğiyle bir hafta süren bir kültür festivali haline getirildi. 1998-99’lu yıllarda benim Federasyon Başkani olduğum yıllarda da 23 Nisan’da başlayıp 19 Mayıs’a kadar süren bir Türk kültür festivali haline getirildi.

Türkiye’nin Amerika’daki en önemli lobicilerinden biri olan Türk-Amerikan Dernekleri Federasyonu’nun Onursal Başkanı Ata Erim’e göreyse Türk günü yürüyüşünün zaman içindeki gelişimi Amerika’daki Türklerin artan etkisini gösteriyor:

Erim: Efendim tabii biz ilk bu reaksiyonlara başladığımız zaman Ermeniler bizden çok ileri durumdaydılar. Ama, seneler içerisinde bu ilk yürüyüşlerimizde Ermeni ve Rum toplulukları bizi protestoya geliyorlardı, görüldüğü gibi 5-10 senedir bundan vazgeçtiler çünkü artık bizimle baş edemeyeceklerini öğrendiler. Tabi ki bu önümüzdeki bir kaç sene içerisinde bitecek bir problem değil. Ama zaman Türklerin ve Türkiye’nin lehine ilerlemektedir.

Şahin: Biz başkalarının ne yaptığıyla ilgilenmiyoruz. Biz kendimiz ne yapabiliriz bizim için önemli olan odur. Burada yaşayan Türkler artık siyasette de söz sahibi olabilmeyi başarabilmeliler. İçlerinden Temsilciler Meclisi’ne, Senato’ya üye göndermeyi başarabilmeliler çünkü diğer gruplar bunu başardıkları için sesleri çıkıyor. Ben burada gittikçe Türklerin güçlendiğini görüyorum işte bu yürüyüş bunun en güzel göstergesidir.

Mithat Bereket: Peki öyleyse çözüm ne? Türkiye’yi doğru dürüst tanıtmak ve etkili lobicilik yapmak için nelere dikkat etmek gerekiyor? Daha doğrusu günümüzde lobicilik nasıl yapılıyor? İşte, bu sorulara yanıt bulabilmek için biz de avrupa’da ve özellikle de Amerika’da çok etkili olan ve çok iyi çalışan musevi lobisinin durumunu araştırdık. Onların bu işi nasıl yaptıklarını; nasıl organize olduklarını inceleyip Türkiye ve Türk lobisi için dersler çıkarmaya çalıştık..

Livingston: Amerika’da Yahudi lobisinin güçlü olmasının birkaç nedeni var. Bunlardan biri 2. Dünya Savaşı’nda Nazilerin Yahudilere yaptıkları karşısında Amerika ve dünyadaki Yahudilerin sessiz kalmaları ve yaşananları engellemek için Amerikan hükümetine baskı yapmaması, sonra da bundan pişmanlık duymasıdır. Bir diğer nedense İsrail Devleti’nin kurulmasıydı. Devlet kurulması bir anlamda tüm Yahudileri aynı amaç etrafında topladı ve politikayla ilgilenmelerini sağladı. Güçlü olmamızın bir başka nedeniyse politikada aktif rol oynamamız. Yahudilerin hemen hepsi politikayla ilgilenir. Diğer göçmen grupların hiçbiri Yahudiler kadar aktif değildir. Bugün Demokrat Parti’ye giden gönüllü bağışların yüzde altmışını Yahudiler sağlıyor, buna yakın bir oran da Cumhuriyetçi Parti’ye yapılan bağışlar için söz konusu. “para, siyaset için anne sütü gibidir” derler.. Bu da bizim gibi zengin bir topluma farklı bir güç veriyor. Ayrıca bugün Parlamento’da ve Kabine’de pek çok Yahudi var. Aslına bakarsanız Yahudiler bugün Amerikan nüfusunun yüzde ikisini oluşturuyor, yani 300 milyon içinde sadece 6 milyon Yahudi var, ancak eğer New York ya da Washington’da yaşıyorsanız ve eğlence sektörü, hukuk ya da politikayla ilgiliyseniz, Yahudilerin çok daha kalabalık olduğu fikrine kapılabilirsiniz. Çünkü bizler iyi temsil ediliyoruz, hükümette, bakanlıklarda, bankalarda, televizyonda, ve daha pek çok yerde varız. Çünkü zengin bir toplumuz.

Amerika’daki en büyük Yahudi lobi örgütü olan Amerikan Yahudi Komitesi’nin strateji yöneticisi Barry Jacobs’un dikkat çektiği bu noktalar aslında Türklerin yapması gerekenleri de anlatıyor. Egemen Bağış, bu noktada Amerika’daki Türklerle, Yahudiler arasındaki önemli bir farka dikkat çekiyor:

Bağış: ...Amerika’da yaşayan Türklerin çoğu ya birinci nesil ya ikinci nesil; Çoğu işçi statüsünde. Burada zaten çok zor koşullarda bir hayat kazanmaya çalışıyorlar ver çok dar gelirle çocuklarına parlak bir gelecek yaratmaya çalışıyorlar. Masrafları fazla, gelirleri az, büyük bir sıkıntı içerisindeler. Ama bir Musevi lobisine baktığınız zaman dördüncü nesil, beşinci nesil. Bugün bizim toplumumuzun çektiği sıkıntıları onlar bir 100 yıl evvel çekmişler, 80 yıl evvel kendi işlerine sahip olmuşlar, 60 yıl evvel şirketleri artık büyümüş. Şu andakiler dedelerinin kurduğu şirketlerin gelirleriyle rahatça geçinebilen, ekonomik kaygıları olmayan, çocuklarının geleceğinden hiç bir kaygısı olmayan bir toplum haline gelmişler. Aynı şekilde Amerika’daki Rum asıllı lobi de. 1900’lü yılların başından itibaren gelmişler ve burada ciddi bir ekonomik potansiyel oluşturmuşlar. Artık bu tür konularda, burda işte “donation” dediğiniz bağış yapma kültürü biliyorsunuz burada kimi toplum örgütlerine, derneklere, kiliselere, havralara, camilere, vakıflara yapılan yardımlar vergiden düşülür. Geliri yüksek olanlar vergiden düşmek için devlete vereceğine hayır kurumuna vermeyi tercih ederler ama geliri zaten düşükse ve fazla bir vergi ödemiyorsa onun için bir motivasyon meselesi olmuyor...

Türk-Amerikan Dernekleri Federasyonu Başkanı Atilla Pak ise Türklerin lobi çalışmalarını yaparken kendi kimliklerini yitirmemeleri gerektiğine dikkat çekiyor:

Pak: Biz Amerikalılarla olan irtibatlarımızda onlarla olan ilişkilerimizde mutlak şekilde onlarla iç içe olalım ancak kendi kültürümüzü ananelerimizi kaybetmeme yolunda ilerleyelim. Amerika’da şu anda özellikle bazı bölgelerde son derece yoğun çalışmalar yapan Ermeni lobisi bizlerin lobiciliğinin daha fazla ileri gitmesi açısından çalışmamıza neden oldu. Bu da bizim birlik ve beraberliğimizi daha fazla sağladığımız bir ortama girmemize neden oluyor. Tabii bu en büyük gövde gösterisi yaptığımız yer Amerika’da Türk günü yürüyüşüdür.

Bağış: Ben uzun yıllar yurtdışında yaşamış bir Türk olarak ve yurtdışında Türk toplumunun, Amerika’daki Türk toplumunun liderliğini yapmış, federasyon başkanlığı yapmış bir kişi olarak hep 3 konuda öğüt vermeye çalışıyorum yurtdışındaki vatandaşlarımıza; birincisi eğitime önem vermeleri lazım çünkü sayı olarak kendilerinin alehinde çalışan grupların üzerine çıkma ihtimalleri düşük, hele Amerika’da, Kanada gibi yerlerde. Ama seviye olarak, kalite olarak üstlerine ancak eğitimle çıkabilirler. Onun için çocuklarının mümkün olan en iyi okullarda eğittirmeleri gerekiyor. İkinci konu örgütlü olmaları; her Türk’ün en azından bir Türk derneğine üye olması ve o derneğin yönetiminden hesap sorması, o derneğin iyi çalışmaya zorlaması gerekiyor. Ve bu bir ağ halinde bütün bilgiden, bütün iletişimden haberdar olmasını sağlayacaktır. Üçüncüsü de tekerleği yeniden icat etmeye gerek yok, ekonomik dayanışma gerekiyor. Ben burada yaşadığım yıllarda yani New York’ta yaşadığım yıllarda ciklet alırken bile bir Türk’ten almaya gayret eden ve gayret etmeyi öğütleyen bir toplum lideri olarak bilindim, bunu başarılı olmuş toplumların da hepsi böyle yapıyorlar. Tabi birbirimizden alışveriş yaparken de birbirimize iyi hizmet vermek, kaliteli mal vermek şartıyla. Ama bu üç sac ayağını oturttuğunuz zaman güçlü bir lobi oluyorsunuz.

Mithat Bereket: İşte izlediniz. Avrupa, Amerika ya da Avustralya... Dünyanın neresi olursa olsun hiç farketmiyor... Türkiye’nin kendi tanıtımını ve lobiciliğini en az Türkiye’ye düşman diğer gruplar kadar iyi yapması gerekiyor. Beğenelim ya da beğenmeyelim, lobiler ve lobicilik modern hayatın ve hatta demokrasinin vazgeçilmez unsuru haline gelmiş durumda. Bir sonraki Pusula’da görüşünceye dek Sakın Pusulanızı Şaşırmayın...

 




Arama Motoru

 
Önerileriniz | Yasal uyarilar | Künye