|

Lut kavmine şöyle demişti: "Sizden önce alemlerden hiç kimsenin yapmadığı hayasız çirkinliği mi yapıyorsunuz? Gerçekten siz kadınları bırakıp şehvetle erkeklere yaklaşıyorsunuz. Doğrusu siz, ölçüyü aşan (azgın) bir kavimsiniz." Kavminin cevabı: "Yurdunuzdan sürüp çıkarın bunları, çünkü bunlar çokça temizlenen insanlarmış!" demekten başka olmadı. (Araf Suresi, 80-82)
Gizem Yarbil
Eski Ahit ve Kuran’a göre Lut Peygamber Filistin’de bir kasaba olan Sodom’a, yaşayanlarını çeşitli günahlarından arındırmak ama özellikle erkeklerin kendi cinsleriyle olan ilişkilerinden vageçirmek üzere elçi olarak yollanmıştı. Fakat Sodomlular günahlarından vazgeçmeyerek, Lut’a yüz çevirdiler ve Tanrı Sodom şehri ve Sodomlu günahkârların üzerine taş yağdırarak onları cezalandırdı. Asırlar, kavimler, uygarlıklar boyunca homoseksüeller çeşitli şekillerde cezalandırıldı, yok edilmeye çalışıldı. Ama homoseksüellik varlığını sürdürdü. İsrailli yönetmen Eytan Fox son filmi Baloncuk’ta (Bubble), Sodom’dan miras kalan topraklarda, karmaşık ve haksızlıklarla dolu bir çatışmanın içinde doğan, İsrailli ve Filistinli iki erkeğin aşk hikâyesini anlatıyor. Fox, sadece homoseksüellik değil ama günümüz dünyasında muhafazakârların “günah” olarak değerlendirdiği bir hayat anlayışının hüküm sürdüğü, modern ve hip bir yaşamı benimsemiş Tel Avivli bir grup arkadaşın dünyasına bizleri davet ediyor.
Bu sene !f Uluslararası İstanbul Film Festivali’nin kapanışını Yossi & Jagger ve Walk on Water (su üstünde yürümek) filmlerinin yönetmeni İsrailli Eytan Fox’un Baloncuk adlı son filmi yaptı. Baloncuk, sadece Filistin-İsrail sorununa getirdiği yeni ve çok işlenmemiş bakış açısıyla bize genç, insani, barış ve sevgi dolu bir anlatım sunmanın ötesinde, herkesin kendi baloncuğunda yaşadığı modern dünya anlayışında kendi ütopyamızın birgün öteki –görmemezlikten geldiğimiz- baloncuklar tarafından istila edileceği gerçeğini sergiliyor. Eytan Fox’un filmi Filistin-İsrail sınırında bir kontrol noktasında başlıyor. Başrol karakterimiz Noam sınırda bekleyen İsrail askerlerinden bir tanesi. Diğer İsrail askeri – daha az insancıl olan – gelen Filistin minibüsündeki tüm Filistinlileri aşağıya indiriyor ve kıyafetlerinin altında bomba olup olmadığını kontrol etmek için hepsinin üst kısımlarını soydurtuyor. Rahatsızlıkla soyunan Filistinlilerin arasından bir tanesi, güzel ve genç bir adam olan Ashraf, daha cesur, kelimenin tam anlamıyla homoerotik bir şekilde Noam ve diğer İsrailli askerin bakışları arasında gömleğini yukarı doğru sıyırıyor. Filmin bu noktasında Eytan Fox’un daha önceki filmlerinde de işlediği ordu ve homoerotizm temalarına bir gönderme yapılıyor. İşgal, baskı ve şiddetin içinde varolan insani duyguların, bastırılmaya çalışılan cinsel güdülerin askeri yöntemler aracılığıyla ortaya çıkışı filmin en başında sahneleniyor. İsrailli Noam ve Filistinli Ashraf bir kontrol noktasında, insanlıktan arındırılmış bu ortamda, bütün güzelliği, doğallığı, heyecanı ve insaniliğiyle birbirlerine aşık oluyorlar.
Noam ve ev arkadaşları Yelli ve Lulu, İsrail’in Tel Aviv şehrinin hip kısmı Sheinkin semtinde oturuyorlar. Noam da Yelli de gayler fakat dostluklarını bozmamak adına birbirleriyle bir şey yaşamamaya gayret ediyorlar. Lulu ise tek gecelik, sadece cinsellik üzerine kurulu ilişkiler yaşamaktan bıkmış bir genç kız. Noam, İsrail ordusunda askerlik görevini bitirdikten sonra bir müzik dükkanındaki işine geri dönüyor. Yelli, Sheinkin’in hip restoranlarından birinde işletmecilik yapıyor. Lulu ise bir sabun dükkanında çalışıyor. Güzel görünüşlü ve kokulu sabunların satıldığı bu dükkân, bütün karmaşanın, şiddetin, savaşın içinde kendi hip, modern, eğlenceli, sabun köpüğü “baloncuk”larında yaşayan bu gençlerin hayatlarının güzel bir metaforu haline geliyor. Ta ki bir kontrol noktasında Noam’a aşık olup, düşürdüğü kimliğinden kendisini takip ederek bulan Filistinli Ashraf hayatlarına girene kadar. Noam’la Ashraf’ın kontrol noktasında bakışları arasında ateşlenen aşkları, Ashraf’ı yasadışı yollarla Tel Aviv’e getiriyor. Noam’a olan aşkı ve Tel Aviv’in sunduğu eğlenceli, modern, hip, özgür yaşam tarzı, Filistin’de gizli bir gay olarak Ashraf’a sunulanlardan çok daha farklı olduğu için Ashraf, Tel Aviv’de kalmaya karar veriyor ve Noam’ın yanına taşınıyor.
Böylece bu dörtlünün baloncuğuna giriveriyoruz. Aşk, eğlence, tutku, espri, mutluluk, barış dolu bu ütopyada kayboluveriyoruz. Öyle ki en homofobik seyircinin bile yadırgamayacağı doğallıkta sahneye koyulmuş homoerotizm, Noam ve Ashraf’ın huzur dolu aşkları, bizi Brokeback Mountain’da gördüğümüz ve içimizi burkan cinsten tutku dolu bir aşk hikâyesine geri götürüyor. Ama bir yandan da seyircinin kafasında hep bir soru işareti dönüp dolaşıyor. “İsrail gibi Orta Doğu ve akabinde bütün dünyayı etkileyecek cinsten bir karmaşanın söz konusu olduğu bir coğrafyada böyle bir hayat mümkün mü? Bütün bunlar gerçek mi ya da bu ütopya ne zaman sona erecek, baloncuk ne zaman patlayarak yere düşüverecek?” diye düşünüp duruyoruz.
Filmin gücü, Orta Doğu’nun bu karmaşık coğrafyasındaki küçük bir ütopik baloncuğun eğlenceli dünyasında yaşayan ve etrafında gerçekleşenlerin ciddiyetinin boyutlarını tümüyle kavrayamamış bu gençleri bir an bile yadırgamamamız. Çünkü bütün naif ve bilinçsiz aktivizmlerine rağmen onlar kendi küçük baloncuklarında, aşk, tutku, eğlence, umursamazlık dolu yaşamlarında, barış ve huzur içinde yaşamak istiyorlar. Solcu gruplarıyla Filistin’de barış için düzenledikleri çılgın rave partisinde extacy alıp, sevgilileriyle öpüşüp, dans ederek sorunu kendi perspektiflerinde çözümlüyorlar. İnsanın aklına bir an için Vietnam Savaşı’nın çiçek çocukları geliyor ve bütün eleştirilere, yadırgamalara ve küçük görmelere rağmen, o “savaşma seviş” diyen ve en başlarda kimsenin önemsemediği çocukların, 68’de bütün dünya gençliğine yaydıkları bilinç ve bu bilincin ışığında koskocaman bir savaşın sona ermesi... Bu çocuklardan İsrail’de daha fazlası olsa, aynı bilinç, aynı sonuca varır mıydı diye düşünüyor insan?
Filmin sonunda yönetmen Eytan Fox salondaydı ve kısa bir soru-cevap seansı gerçekleştirdi. İlk gelen soru ilginçti. Salondaki izleyicilerden orta yaş üstü bir bay yönetmene, Filistin-İsrail sorunuyla ilgili değinmek istediklerini anlatırken neden bütün ana karakterlerini gay olarak seçtiğini sordu. Eytan Fox “bu garip bir soru çünkü eğer bütün ana karakterler heteroseksüel olsalardı bana neden ana karakterlerinizi heteroseksüel seçtiniz diye sormayacaktınız,” diye cevap verdi. Fox’un İsrail ordusuyla ilgili açıklamaları ilginçti. Kendisi bir önceki filmi Walk on Water’da ordudan çekimler için destek istemişti. Çünkü maddi destek vermeseler bile, askeri çekimlerin yapılabilmesi için ordu kaynaklarına ihtiyaç vardı. Tabii ki İsrail ordusu teklifi reddetmişti. Fakat, bu filmde kendilerine mantıklı bir gerekçe ile gitmiş yönetmen. Ordu temsilcisine, her filminde kendisini desteklemeyi reddettiklerini ve uluslararası festival ve gösterimlerde kendisine ordunun reaksiyonuyla ilgili sorular yöneltildiğinde, onlara pozitif bir yanıt veremediğini belirtmiş. Bunun üzerine, uzun bir düşünme süreci sonrasında İsrail ordusu, uluslararası sanat camiasındaki prestijlerini korumak adına, Eytan’ın bu tartışmalı filmini desteklemeye karar vermiş. Bu cevap üzerine, ben de kendime böyle bir şeyin Türkiye’de yakın ve uzak gelecekte hiçbir zaman mümkün olup olamayacağını sordum.
Filmin senaristi Gal Uchovsky ve yönetmen Eytan Fox 18 yıldır beraber yaşayan, hem hayat hem de iş arkadaşları. Filmdeki homoseksüel ilişkilerin bu kadar doğal yansıtılmasını da belki bu yakın beraberliğe borçlular. Senarist Uchovsky, yaptığı bir söyleşide filmle ilgili şöyle diyor: “Bence herkes kendi baloncuğunda yaşıyor. Asıl soru bu baloncuklardan hangisinin tarihe gerçek olarak ve hangisinin bağlantısız olarak geçeceği. Benim için gerçek hayat filmde gördüğümüz hayat. Ve yasadışı İsrail yerleşimleri bu gerçekliğin reddettiği ve sevmediği bağlantısız bir gerçeklik. Ama asıl soru tarihi hangisinin yazacağı.” Şu anda tarihi hangi gerçekliğin yazdığı çok açık ortada. Ne yazik ki Fox ve Uchosvky’nin gerçekliği, 68’lilerin aksine tarih yazabilmek için çok cılız ve çok azınlık.
|