|

Bu sene Altın Küre Ödülleri’nde en iyi kadın oyuncu adaylığı alan Maggie Gyllenhaal’ın tam anlamıyla bir beyazperde virtüözü olduğunu kanıtladığı filmi Sherrybaby !f Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali’nde başarılı bir açılış yaptı.
Gizem Yarbil
Sherrybaby, yer değiştiren her insanın başına gelen, yeni bir hayata ilk adımını atarken taşınılan ilk umut ve heyecan anının, gerçeklerle yüzleşince yerini bıraktığı hayal kırıklığını seyircisine yaşatan bir film. Sherry (Maggie Gyllenhaal) 3 sene hapiste yaşadıktan sonra, dışarı çıktığında hayatının çok daha güzel olacağını, daha önce yaptığı birçok hatayı düzelteceğini, kendisini yepyeni bir insana dönüştüreceğini ve her şeyden öte, 3 senedir göremediği kızına gerçek anlamda annelik yapacağı hayalleriyle biniyor kendini hapishaneden şehre taşıyan otobüse. Belki de 3 sene hapiste geniş bir hayal dünyası geliştirmiş ve kendisine dışardakinden çok daha farklı, bambaşka bir “gerçek dünya” yaratmış 23 yaşındaki bir genç kızın saf umutlarıyla hareket ediyor yeni yaşantısına. Ama hayat, onun planladığı, hayal ettiğinden çok daha zor olduğunu kısa bir sürede kanıtlıyor kendisine.
Maggie Gyllenhaal, hapisten yeni çıkmış ve taze bir hayata başlamayı umut eden genç bir kızın, Sherry’nin vücuduna, bir saniyesinde bir rol yaptığının izlerini vermeyecek derecede gerçekci bir oyunla kendisini teslim ediyor. 19 yaşında uyuşturucu kullanımından hapse girmiş ve 3 sene boyunca kızını görememiş bir genç kızın, tekrar kızının kalbini kazanma ve kendi ayakları üzerinde “temiz” bir şekilde durabileceği bir hayat kurma çabalarını, ve bu yolda karşısına çıkan yalnızlığı ve umutsuzluğu, hiçbir soru işareti bırakmadan yaşıyor ince ince ve yavaş yavaş izleyenin gözleri önünde. Sherry’i izlerken umutsuzluğun ve çaresizliğin ne olduğunu görüyoruz ve aynı zaman da bu umutsuzluk ve çaresizlik içinde çocuksu bir heyecan ve umutlu hayata devam edebilme yetisini. Sherry bilmese de biz yavaş yavaş anlıyoruz ki o kadar da kolay değil yeni bir hayata başlamak, kendi ayakları üzerinde durabilmek ve hiç yoktan iyi bir anne olabilmek. Sherry’nin de bu gerçeklerle yavaş yavaş yüzyüze gelmesi gerekiyor ve geliyor da, ama süreç çok acı verici olabiliyor.
Sherrybaby aslında bir gerçek hayat hikayesi. Yönetmen Laurie Collyer’in hapse girmiş uyuşturucu bağımlısı bir çocukluk arkadaşı üzerine kurulmuş. Collyer aynı zamanda çocuk bakıcılığı yaparken birçok çocuğun annesinin hapiste olması ve bu durumun çocuklar üzerinde yarattığı psikolojiden etkilenerek yola çıkıyor. Uzun bir süre hem çocuklarla hem de eski mahkumlarla röportajlar yapıyor ve bu karakterlerin hapiste kalma ve çıktıktan sonra gerçek hayata uyum sağlama sürecini inceliyor. Bu nedenle de yönetmen, gerçeğe oldukça sağdık kalarak, eski bir mahkumun, özellikle de yeni bir anne olarak, dışarıda yeni bir hayata başlamasının önüne koyduğu zorlukları gerçekçi bir anlatımla ortaya koyuyor. Filmdeki birçok diyalog ve Sherry’nin karşılaştığı birçok olay, yönetmenin araştırma sürecinde yaptığı söyleşi ve gerçek hayat hikayelerinden yansıyor senaryoya. Filmdeki gerçekçiliği daha çok ortaya koyabilmek için sık sık belgesel film tekniklerinden yola çıkılıyor. Görüntü Yönetmeni Russell Fine sallanan kamera teknikleri, geniş açılar ve daha hareketli bir kamera tekniliğiyle, kendi deyimiyle “cinema verite” ye yakın bir görüntü anlatımı kazandırmaya çalışıyor filme.
Maggie Gylenhaal, Sherry’nin vücudunda çözülerek ve bir an için bile “rol” yapmayarak, kendi jenerasyonunun en samimi ve en yetenekli oyuncularından biri olduğunu ispatlıyor.
Sherry filmin sonunda, hem umudun, hem umutsuzluğun, hem çocuksu bir masumiyetle her şeyin güzel olabileceğinin, hem de aslında her şeyin gerçekten de çok zor olduğunun, hem pes etmenin, hem de devam edebilme gücünü hissedebilmenin gerçekliğini gözler önüne seriyor.
|