Modern sinema anlatımları
Pusula TVMithat Bereket Mithat Bereket
 
Sinematek

Gizem Yarbil

gizemy@pusula.tv

Modern sinema anlatımları

Bir filmi izlediğiniz zaman onun devamlı bir şey anlatmaya çalıştığını ve sizin her an bir şey kaçırmak üzere olduğunuzu düşünmeniz gerekmez. İzleyene zorla bir şey anlatmaya çalışmak, onları bir şeyler anlamaya zorlamak ve alenen ders vererek hayatı taklit etmek aslında izleyeni kandırmaktır. Film, bir tecrübedir ve hayattaki herhangi bir tecrübe gibi o da her zaman bir anlam içermek ya da bir ders vermek zorunda değildir.

Gizem Yarbil    

 Susan Sontag 20. yüzyılın önemli düşünürlerinden biriydi. Sanatın her bir dalı üzerine düşünmüş, araştırmalar yapmış ve New Yorker gibi edebi yayınlarda sayısız yazı yazmıştı. Sontag, sanatın kitleler tarafından algılanış biçimlerini sorgulamış ve gelenekselleşmiş algılamaları eleştirmişti. Bir sanat eserinin herhangi bir şey olarak algılanması gerektiğini düşünüyordu. Bir hikâye anlatması, savunma yapması, ders vermesi, ya da hayatı taklit etmesi gerekmemeliydi sanatın. Sanat dünyadaki diğer herhangi bir şey gibi insanın beş duyusuyla algılaması gereken bir tecrübeydi ve bu yönüyle de insanların duyularında yaratabileceği herhangi bir sansayon, duyarlılık, insanların içinde uyandırabileceği herhangi bir kıpraşım ile kimliğini kazanmalıydı. Sinema da yedinci sanat olarak Sontag’ın bu felsefesi çerçevesinde algılanmalı. Çünkü bir sinema eseri, sadece hayatın yüzeysel bir kopyası, imitasyonu değil, kendi karakteri ve hikâyesi olan bağımsız bir olgudur, bağımsız bir tecrübedir ve ancak bu şekilde algılandığında çağdaş sinema anlam kazanabilir.

Sanat üzerine üretilen ilk düşünceler, Yunan filozoflarının anlatımları, onu hayatın bir imitasyonu olarak görüyordu. Plato ve Aristoteles gibi Yunan filozofları sanatın hayatı taklit eden bir oluşum olduğunu düşünüyorlardı. Daha sonra sanat içerik ve biçim olarak kendi içinde parçalanarak algılanmaya başlandı. Bu algılamaya göre bir sanat eserinin değerlendirilmesi, hem içeriği hem de biçimi üzerinden yapılmalıydı. İçerik her zaman için sanatın temel direğiydi, biçim ise içeriği süsleyen bir dekorasyondu. Sontag, bu ayrıma her zaman için karşı çıkmıştı. Her sanat eserinin bir içeriği olması gerekli değildi çünkü sanat bir şey anlatmak zorunda olmamalıydı. Sanat üzerine düşünülmesi gereken bir şey de olmak zorunda değildi. Sanat, insanın beş duyusuna hitap eden, duyumsanması gereken herhangi bir şeydi sadece.

Sinemada da içerik ve biçimin ayrı ayrı sorgulanarak bir filmin ele alınması, filmin bütün duyusal algılamasını sarsan ve izleyene yaşattırdığı tüm duyguları hiçe sayan bir algılama biçimidir. Bir filmin her zaman bir şey anlatması gerekmez, hayatın bir bölümünü taklit etmesi ya da yaşadığımız hayata da ait olması gerekmez. Zira post-modern ve avant-garde sanatın ortaya çıkmasıyla birlikte, sinema da artık içerik sahibi olmak zorunluluğundan bağımsızlaştırılmış, bir hikâye anlatması ya da bir anlam ifade etmesi gereksizlileşmişti. Ama avant-garde sinema çok küçük bir kategori ve bu grubun üyesi olmayan filmler halen bir hikâye anlatma zorunluluğuyla karşı karşıyalar.

Sinemada Fransız Yeni Akımı’nın öncüleri Godard, Truffaut ve Chabrol gibi yönetmenler sinemayı, bir ders verme ve hayatı taklit etme ya da başlı başına bir anlam içerme zorunluluklarından arındırarak, bir macera, sihirli bir dünya, kendine özgü ve de karakteristik bir tecrübe olarak görmüşlerdi. Bu yönetmenlerin birçok filmini izlediğinde, o zamana dek yapılan filmlerdeki biçimsel farklılıklara rağmen çok da değişmeyen klasik anlatımların dışına çıkmış bir akışa şahit olur izleyici. Keskin bir olaylar zinciri, bir hikâye yoktur bu yönetmenlerin filmlerinde. Zaman zaman bir durumdur, zaman zaman kopuk kopuk birkaç durum, ama her zaman bağımsız tecrübelerdir. Bir Godard filmini izledikten sonra “Neyle ilgiliydi?” ya da “ne anlatıyordu?” sorularına kolay kolay cevap veremeyebilirsiniz, çünkü coğu zaman aslında anlatmaya çalıştığı bir şey yoktur bu filmlerin. Sizi o filme bağlayan konusu, hikâyesi değil, size yaşattırdığı farklı tecrübe, hissettirdiği duygular, onunla özdeşleşmenizi sağlayan ve duyularınızı canlandıran ve harekete geçiren ruhudur. Çoğu zaman bir filmden çıktıktan sonra “Bu filmi çok sevdim ama nedenini gerçekten bilmiyorum” dediğiniz olur. Bu aslında çok normal bir yaklaşımdır çünkü bir sanat eserini neden sevdiğinizi bilmek zorunda değilsinizdir. Sadece sizdeki sevgi duygusunu uyandırmış olması ve bağımsız bir tecrübe olarak sizi kendisiyle özdeşleştirmesi ve duyularınızı harekete geçirerek, içinizde kıpırdanışlara yol açması dahi sanatın asli hedefine ulaştığı anlamına gelir.

Bir kadının 10 dakika boyunca sahilde yürüdüğünü düşünün. İyi bir film bu atmosferdeki birçok etmeni kullanıp, izleyenin duyularını harekete geçirerek o sahnenin izleyen üzerinde inanılmaz etkilere sahip olmasını sağlayabilir. Bu sahne herhangi bir şey anlatmıyordur, bir kadının sessizce yürümesi başlı başına tabii ki bir anlam ifade etmez ama bu eylemin anlatılış ve izleyene aktarılış biçimleri ve yöntemlerine göre bu sahne etkileyici bir sanat eserine dönüşebilir.

Ülkemizde de Nuri Bilge Ceylan’ın filmleri bir şey anlatmadıkları ve keskin bir anlam içermediklerinden dolayı eleştirilirler. Görsel ve biçimsel olarak çok başarılı bulunsalar ve takdir kazansalar dahi genel olarak duyduğumuz eleştiri bu filmlerin bir şey anlatmadığıdır ve dolayısıyla sıkıcı olduklarıdır. Ama yine içerik ve biçimin birbirinden bağımsız, ayrı etmenler olarak incelenmesi ve bir filmin hatalı algılanışı söz konusudur. Nuri Bilge Ceylan’ın filmlerini sevenler ise onların bir hikâye anlatmak için uğraşmayan, bağımsız tecrübeler oldukları konusunda hemfikirlerdir. Asya sinemasının usta örnekleri Ozu ya da daha yenilerden Hsiao-hsien Hou gibi Ceylan’ın da filmlerinden çıktığınızda garip bir huzur kaplar içinizi, çünkü Ceylan’ın filmleri izleyeni anlatım ve söylev bombardımanına tutmayan, sadece onların duyularına hitap eden duyumsal tecrübelerdir. Belli bir içerik söz konusu olmasa da, biçimsel olarak izleyeni harekete geçiren filmlerdir Ceylan’ın filmleri çünkü direk seyircisinin duyularına ve de duygularına hitap eder. Bir bütün olarak çoğu zaman eşsiz sanat eserleridir.

Bir filmi izlediğiniz zaman onun devamlı bir şey anlatmaya çalıştığını ve sizin her an bir şey kaçırmak üzere olduğunuzu düşünmeniz gerekmez. Böyle filmler de vardır zira, ama modern sinema eleştirisinde çoğu zaman bunlar başarılı olarak değerlendirilmezler. İzleyene zorla bir şey anlatmaya çalışmak, onları bir şeyler anlamaya zorlamak ve alenen ders vererek hayatı taklit etmek aslında izleyeni kandırmaktır. Bütün bunlar izlediğimiz filmin tüm duyumsal ve duygusal etkilerini yok eder. Film, herhangi diğer bir sanat eseri gibi, bir tecrübedir ve hayattaki herhangi bir tecrübe gibi o da her zaman bir anlam içermek ya da bir ders vermek zorunda değildir. Bazen yaşanılır ve sadece duyumsandığı gibi hatırlanır.




GÖRÜŞLERİNİZ
 
Bela Tarr - (15/2/2007) - Pusula Puanı : 50

          Gizemcigim,

          

          Yazilarin her gecen gun tadindan yenmez bir duruma ulasiyor. Bu ulkede sinema hakkinda hicbir sey bilmeyen insanlar ahkam keserken, lutfen bilgini, tecrubelerini ve egitimini paylas, yazmaya devam et.

          

          Iyi ki varsin. Bu karanlik ulkedeki isiklarimdan biri olarak o guzel gozlerin hep isildamaya devam ediyor.

          

          Hep boyle kal.

          

          Sevi ve umutla...

          Gulhan Duzgun

          


muratakser - (14/2/2007) - Pusula Puanı : 50

          Tabii burda birçok değisik konu var. Mesela sinemada anlamı kim yaratır? Seyirci ise bu anlam yaratıcı her sinemasal metin ile seyirci kendi ortamında, kendi toplumsal ve kültürel birikimine uygun beklentilerle kişisel bir ilişki kurar. Burdan çıkarabileceğimiz anlamlar filmi üreten sanatçının kendince öncelikli ürettiği anlamla örtuşebilir de öelişebelir de. Artik eser sahibinde yani seyircidedir. Sanat kimin içindir? Bunu eleştirmenlerin tanımlamaya çalışması yanlıştır. Sanat kimin için varsa o eleştirir çünkü anlamin anahtarı ondadır. Sinema konusunda da bu kişi seyircidir.


muratalp - (10/2/2007) - Pusula Puanı : 50

          Nuri Bilge Ceylan’ın filmleri GERÇEKTEN ÇOK SÜPER.



 




Arama Motoru

 
Önerileriniz | Yasal uyarilar | Künye