Teknoloji ve Bağımlılık

İnsanları ekran başından kaldırmanın yolu, onlara yüz yüze sosyalleşme alanları sağlayacak kamu ve yerel yönetim anlayışında…

¨Teknolojinin ete kemiğe büründürdüğü sanal dünya ve buraya kaymakta olan bireyler arası sosyalleşme, insanlığı nereye götürüyor?¨, ¨Sabahtan akşama kadar tüm zamanını ekran başında geçiren gençleri, bu ‘bağımlılıklarından nasıl kurtaracağız’?¨ Özellikle orta yaş üstü kuşağın genç kuşağa yönelik bir kaygısı olarak akıllarda giderek daha fazla yer eden bu sorular, dünyada ve ülkemizde gündem işgal etmeye başladı bile.

7-8 Nisan tarihlerinde İstanbul’da düzenlenen 1. Uluslararası Teknoloji Bağımlılığı Kongresi’nin de yola çıkış soruları buna benzer şeyler olsa gerek. Henüz kriterleri belirlenmemiş olması nedeniyle Teknoloji Bağımlılığı gibi bir kavrama karşı olsam da, gerek konuşmacı olarak bu hassasiyetimi dile getirmek, gerekse  bu alanda araştırmalara yapan akademisyenlerin çalışmalarını dinlemek amacıyla Kongre’nin her iki gününe de katıldım. Sanal dünyanın çok da fazla eğilemediğim farklı yüzünü ve sorunlarını görmemi sağlayan nitelikli içeriği ve konuşmacılarıyla açıkçası beklediğimden fazlasını bulduğum bir kongre oldu. Hemen her sunum ve panelin çok yoğun bir kalabalık tarafından takip edilmesi de dikkat çekiciydi.
Psikiyatr Prof. Dr. Kemal Sayar ve Gazeteci-Televizyoncu M. Serdar Kuzuloğlu ile birlikte konuşmacı olduğumuz ‘Teknoloji Bağımlılığı ve Sosyal Ağlar’ başlıklı panelde, sosyal ağlar üzerinde giderek yoğunlaşmaya başlayan iletişimin etkilerini tartıştık.

Kemal Sayar, gençler arasındaki ‘dışlama ve aşağılama’ olgusunun sosyal ağlara sıçramasıyla dışlanan bireyin üzerindeki etkisinin katlanarak artmasını mesleki vakalar üzerinden anlattı. (Siber Zorbalık -Cyber Bullying- olarak tanımlanan bu olguyu aynı başlıkla Kongre’de enfes bir sunuşla anlatan Eğitim Bilimci Marilyn A. Campbell bunun gençler üzerindeki etkisini gösteren müthiş bir videoyu da izletti.)

Panelin yöneticisi M. Serdar Kuzuloğlu ise, Kemal Sayar ve bana sorduğu sorular çerçevesinde ‘bu sorunların teknolojiden mi yoksa insanların doğasından mı kaynaklandığı ve çözümü nerede aramamız gerektiği’ hususlarına dikkati çekmeye çalıştı. Ayrıca, teknolojinin sadece bağımlılık yönüyle düşünülünce eksik algılandığını ve konunun fırsat ve olumlu yönelerinin de gözden kaçırılmamasının altını çizdi. Bendeniz ise, konuşmamda bizi sosyal ağlar üzerinden sosyalleşmeye iten nedenlerin ne olduğuna olduğuna odaklandım. Bunun için de Kongre’nin açılışını yapan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın açılış konuşmasında değindiği önemli bir kaç noktayı dile getirdim. Sayın Başbakan, doğup büyüdüğü dönemde sokaklarda kurulan arkadaşlıkları ve dayanışma ruhunu anlatarak başladığı sözlerine Kasımpaşa semtine bir gece önce yaptığı ziyarette sokaklara park eden araçlardan duyduğu rahatsızlığı ifade etti ve kişisel bir öz eleştiri de yaptığı önemli bir saptamada bulundu: ¨Belediyelerimiz, başta şahsım olmak üzere hiçbir imar, proje onaylanırken, ne yazık ki evlerin altına garajlar konmadığı için veya mahallelerde garajlar olmadığı için sokaklar işgal altında. (..) Evlerin altına garaj mecburiyeti olduğu halde, bunun parası alındığı halde, o zaman biz o mahallede sokaklarda niye garajları yapmıyoruz? Demek ki şimdi merkezi yönetimler olarak bize burada bir yasa düzenlemesi getirmek kalıyor. Bunun da adımını atmak durumundayız.¨

Evet, bugün dünyada ve ülkemizde sosyal ağlar birincil iletişim alanı haline geliyorsa bunun önemli nedenlerinden biri de hızlı ve çarpık kentleşme sonucunda giderek azalan kamusal alan ve artan güvenlik kaygısıdır. Bu sorunların çözümü için de, gençlere yönelik yeni fiziksel sosyalleşme alanları yaratılması gereklidir. Zaten Kongre’nin açılış sunumunu yapan Oxford Üniversitesi’nden Prof. Dr. Susan Greenfield’in konuşmasını bitirirken yaptığı öneri de aynen buydu.

Madem aklın yolu bir, o halde artık söylemden eyleme geçmenin zamanı!

Bu yazı İsmail Hakkı Polat ’ın kendi blog sayfasından alınmıştır.

http://ismailhpolat.com/

Related Posts